|
YABANCILAR İÇİN
TÜRK GAYRIMENKUL HUKUKU
1. Hukuki Kaynaklar
Türkiye’de
gayrımenkul hukukun düzenlemeleri olarak Medeni Kanunun 4.
Kitabını oluşturan Eşya Hukukunda yer almaktadır. Bu kısım
gayrımenkul mülkiyetinin konusu kazanılması ve kaybı ile
taşınmaz mülkiyetinin içeriği ve kısıtlamaları olmak
üzere gayrımenkul hukukunun başlıca ilkelerini bize
göstermektedir.
Ayrıca
sınırlı ayni hakların kanunlaştırıldığı bölümlerde de
gayrımenkul lehine irtifak hakkı, intifa hakkı, gayrımenkul
yükümlülükleri, gayrımenkul rehni, ipotek
kavramlarının bu kanunda yer aldığını görürüz.
Daha
sonra ise tapu siciliyle ilgili çeşitli konular Türk
Medeni Kanununda genel olarak yer almıştır.
Fakat
Medeni Kanundaki gayrımenkul hukukuyla ilgili maddeler sadece bu
bölümde bulunmamaktadır. Medeni Kanun başlangıç
hükümleri, Şahsın Hukuku kitabının fiil ehliyetine ilişkin
hükümleri, Aile Hukuku kitabının mal rejimleri vb maddeleri
gayrımenkul hukukuyla ilgili olduğu sürece uygulama alanı
bulmaktadır.
Ayrıca
Eşya Hukuku alanında yapılmış bazı özel kanunlar da Türkiye’deki
gayrımenkul hukukunun hukuki kaynakları olarak göze
çarpmaktadır. 2644 sayılı Tapu Kanunu 1934 yılından beri
yürürlükte bulunmaktadır. 3091 sayılı 1984 tarihli
Gayrımenkul Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi
Hakkında Kanun, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu, Türk Hukukunda
çok büyük bir öneme sahip ve konutlardaki
dairelerin büyük bir bölümünü
ilgilendiren 1965 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu gayrımenkul hukuku
ile ilgili kaynaklara örnek gösterilebilir.
Ülkemizde
özellikle 1980 sonrası şehirlere aşırı göç olması,
nüfusun artması, şehirlerdeki nüfusu artırmış. Bu yüzden
eski anlayışa göre hazırlanan, merkezi yönetim tarzını ön
planda tutan, çağın ve ülkenin ihtiyaçlarının
gerisinde kalan eski İmar Kanunu yerine 3.3.1985 tarih ve 3194 sayılı
yeni İmar Kanunu yürürlüğe konulmuştur.
Ayrıca
tapu kanunu ile tapu kadastro geçici kanunu değişen Türkiye’ye
ayak uydurabilmek için 1987 yılında yürürlükten
kaldırılarak yerlerini 1987 tarihli Kadastro Kanununa
bırakmıştır.Böylelikle aynı konuda iki farklı kanunun
bulunmasından doğan ikilik ve çelişkiler ortadan kalkmıştır.
Ayrıca
yine gayrımenkul hukukunun kaynakları arasında Toplu Konut Kanunu,
hızla artan şehirleşme yüzünden artan gecekondulaşmayı
önlemeye yönelik Gecekondu Kanunu, Çevre Kanunu,
Kıyı Kanunu gibi kanunlar bulunmaktadır.
Yabacıların
mülk edinmesi konusunda ise Tapu Kanunu ve Köy Kanununda
yapılan değişikliklerle kolaylaştırma çabaları son günlerin
gündemini oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesinin değişikliğin
bazı maddeleri iptalinden sonra yasa tekrar düzenlenmiş ve kabul
edilmiştir. Böylelikle özellikle karşılıklılık konusunda
yumuşatmalara gidilmiştir.
Ayrıca
Gayrımenkul
Kiraları Hakkında Kanun ile belediye
sınırları içindeki kiralıyanla kiracı arasındaki hukuki
münasebetlerde bu kanun
uygulanmasına gidilerek özellikle kiracıların hakları korunmaya
çalışılmıştır.
Türk
Hukukunda gayrımenkullerle ilgili mevzuat genel olarak sık
değişikliklere uğramamıştır, sadece günümüzün
şartlarına uyulması amacıyla üzerlerinde ufak rötuşlar
yapılması yoluna gidilmiştir.
2. Gayrımenkul
Kavramının Tanımı
Kıtaların
buluştuğu noktada bulunan Türkiye 814,578 km kare yüzölçümüne
sahiptir. Bu arazilerin yaklaşık %39’u devletin hüküm
ve tasarrufu altında bulunmakta kalan kısmı ise özel mülkiyet
konusu olmaktadır. Ayrıca kalabalık nüfusu ve bunun için
gereken konut ihtiyacı sebebiyle de inşaat sektörünün
ülke ekonomisinde önemli bir paya sahip olduğu Türkiye’de
gayrımenkul hukuku oldukça büyük bir öneme
sahiptir. 2001’deki krizde aylık yüzde 5,5’e
yükselen banka faizleri son yıllarda hızlı bir düşüş
göstermesi ve konut kredi faizlerinin aylık yüzde 0,99’a
kadar inmesi konut alımlarında büyük artış yaşanmasını
sağladı. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün
verilerine göre 2005 yılının Ocak-Eylül döneminde 15
büyük ilde 20,8 milyar ABD doları değerinde 571 bin emlak
satıldı. Konut pastasında en büyük paya sahip İstanbul’da
9 ayda satılan 154 bin konutun değeri ise 7,5 milyar ABD dolarıdır.
Ocak-Eylül döneminde ise Türkiye genelindeki ipotekli
konut sayısı ise 200 bini bulmuştur. Bu veriler Türkiye’deki
gayrımenkul pazarının büyüklüğünü
göstermektedir.
Bu
konuda Türkiye’deki mevzuat oldukça çeşitlidir.
Türkiye’de gayrımenkule yatırım yapmak isteyen ve satın
almak isteyen yabancılara son yıllarda yapılan kanuni düzenlemelerle
kolaylıklar getirilmiştir.
Arazi,
arsa, bağımsız bölüm gibi bir yerden bir yere taşınamayan,
yerinde sabit duran şeylere gayrımenkul denir. Türk Medeni
Kanununa göre arazi, tapı sicilinde müstakil ve daimi olmak
üzere kaydedilen haklar ve madenler gayrımenkul olarak
sayılmaktadır. Arazinin tapu siciline kaydı ve kat mülkiyetine
konu olan bağımsız bölümlerin taşınmaz olarak kaydı gibi
konular ise özel yasa hükümlerine tabidir.
Türk
Medeni Kanununa göre aranan özelliklerinin bulunmadığını
kanıtlamadıkça, yararı kamuya ait sular ve tarıma elverişli
olmayan yerler hiçbir şekilde özel mülkiyete konu
olamaz. Devlet Ormanları’nın mülkiyeti devredilemez ve
bunlar devlet eli ile işletilir. Bu tür ormanların zamanaşımı
ile mülkiyeti elde edilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkı
kurulamaz.
Gayrımenkul
mülkiyetini kazanma yolları 2 açıdan bir ayrıma
tutulmuştur; a) aslen iktisap ve devren iktisap b) tescille iktisap
ve tescilsiz iktisap.
Aslen
iktisap; bir gayrımenkul üzerinden başkasının mülkiyet
hakkından bağımsız olarak mülkiyet hakkı elde etmesidir. Örnek
olarak sahipsiz gayrımenkullerin mülkiyetinin kazanılması,
kamulaştırma, icra yoluyla satış ve kazandırıcı zamanaşımı
sayılabilir.
Devren
iktisap, bir kimsenin mülkiyet hakkı önceki malikin
mülkiyet hakkına dayanarak ondan devir yoluyla elde ettiği
hallerdir. Devren iktisaba örnek olarak alım-satım, bağışlama ve
miras yoluyla kazanma sayılabilir.
Gayrımenkul
hukukunda genel ilke, bir gayrımenkul üzerindeki mülkiyet
hakkı ancak tapu kütüğüne tescille kazanılmasıdır.
Bununla birlikte Türk Medeni Kanununda tescilsiz iktisap yolları
da sayılmıştır. Örnek olarak miras, işgal, kamulaştırma, cebri
icra ve mahkeme ilamı verilebilir.
3. Gayrımenkullerin
Sınıflandırılması
3.1. Gayrımenkuller
Türk
Medeni Kanunu gayrımenkul mülkiyetinin objelerini yerinde sabit
olan nesneler olduğunu belirttikten sonra, arazi, tapu siciline
müstakil ve daimi olarak kayıtlı bulunan ayni hakların ve
madenlerin gayrımenkul sayılacağını belirtmektedir. Kısaca Türk
Hukukunda gayrımenkul objeleri için Medeni Kanunda üçlü
bir ayrım düzenlemiştir.
Türk
Medeni Kanunu arazi ve madenler gibi sabit eşyalar gayrımenkul mal
olarak benimsediği gibi bunların bütünleyici parçaları
da aynı nitelikte saymış ve bazı yerlerde de bunları da gayrımenkula
ilişkin hükümlere bağlı tutmuştur.
Ayrıca
Türk Hukukunda Kat Mülkiyeti olarak nitelendirilen özel
bir mülkiyet şekli oldukça önemli ve yaygındır. Kat
mülkiyeti kanununda “tamamlanmış bir binanın başlı başına
kullanmaya elverişli bağımsız bölümleri üzerinde
bağımsız mülkiyet haklarını kullanabileceği öngörülmüştür.
Mesela bağımsız bölümde dışında olmasına rağmen garaj bu
anlamda kat mülkiyeti kavramının içine girmektedir. Bu
kanun ile her bağımsız bölüme değeri ile orantılı bir arsa
payı verilmiştir, böylece arsa payının mülkiyeti, bağımsız
bölümün mülkiyetine bağlanmıştır.
Kat
mülkiyetine tabi gayrımenkullerde mülkiyet sahiplerinin
kanuni şufa hakkı ve ortaklığın giderilmesine talep hakları
bulunmamaktadır. Fakat her bir bağımsız bölüm için
ortak maliklerin birbirlerine karşı şufa ve ortaklığın giderilmesi
talep hakları mevcuttur.
Bir
binanın, bağımsız bölüm niteliğinde olmayan yerleri ve kat
maliklerinin ortak kullanımına terk edilen bölümleri
üzerinde kat maliklerinin ortak mülkiyet hakkı bulunur.
Bunların, kat mülkiyetinden ayrı olarak başkalarına devri mümkün
değildir.
4. Gayrımenkule
İlişkin Hakların Sınıflandırılması
Gayrımenkul
Hukuku özel hukuk’tan doğan eşya hukukunun bir alt
dalıdır. Bu sebeple özel hukukun haklar kapsamındaki temel ayrım
olan aynî haklar ile şahsî haklar ayrımına tabii
olmaktadır.
Aynî
haklar, kişilere eşyalar üzerinde doğrudan doğruya hakimiyet
sağlayan mutlak haklar olarak tanımlanmaktadır.
Aynî
hak, eşya üzerindeki mutlak haklar demektir ve bu haklar
sahiplerine maddi varlıklar üzerinde mutlak haklara özgü
yetkiler verirler. Buna göre sıralayacak olursak aynî
haklar, kanunda sınırlı sayıda belirtilmiş olup herkese karşı ileri
sürülebilir niteliktedir ve sahibine eşya üzerinde
doğrudan doğruya hakimiyet sağlar.
Eşya
olarak nitelendirilen maddi varlık ise bu durumda ikili bir ayrıma
tabii olur. Söz konusu eşya menkul ve gayrımenkul nitelikler
taşıyabilir.
Gayrımenkul
eşya özüne bir zarar verilmeksizin bir yerden diğer yere
taşınması kabil olmayan eşyadır. Türk Medeni Kanununun ilgili
maddesine göre “gayrımenkul mülkiyetinin konusu
yerinde duran şeylerdir.”
Gayrımenkul
haklarını da kapsayan aynî hakların çeşitleri a)
mülkiyet hakkı b) sınırlı aynî haklardır.
Mülkiyet
hakkı modern hukuk sistemlerindeki değişmez temel haklardan biridir.
Türk Hukuku’nda Anayasa ile korunan mülkiyet hakkının
bazı özellikleri şunlardır: Bir malın mülkiyetine sahip
olan kimse (malik) o mal üzerinde dileği gibi tasarruf edebilme
yetkisine sahiptir.
Mülkiyet
hakkının düzenlenmesi konusunda, menkul ve gayrımenkul eşya
ayrımı önemli bir yer tutar. Türk Medeni Kanununda bu iki
tür eşya hakkında ayrı ayrı hükümler yer almaktadır.
Buna göre gayrımenkul eşyaların konusu arazi, tapu siciline
müstakil ve daimi olmak üzere, ayrıca kaydedilen haklar ve
madenlerdir olarak sayılabilir. Sayılanlara ek olarak, Kat Mülkiyeti
Kanunu gereğince, kat mülkiyeti kütüğüne tescil
edilen, tamamlanmış bir yapının her bir bağımsız bölümü
de gayrımenkul eşyaların konusu arasındadır. Öte yandan Türk
İcra ve İflas Kanunu’na göre “gemi siciline kayıtlı
olan gemiler” gayrımenkul eşya sayılmışlardır.
Mülkiyet
haklarının yanında sınırlı aynî haklar da gayrımenkul
haklarının önemli bir bölümünü
kapsamaktadırlar. Sınırlı ayni haklar, mülkiyet hakkının malike
tanıdığı yetkilerin, mülkiyet hakkından bağımsız olarak
başkasına tahsis edilmesidir. Malik, sınırlı ayni hakların sahipleri
tarafından kullanılmasına katlanmak zorunda olduğundan, sınırlı ayni
haklar aynı zamanda mülkiyet hakkının malikin iradesinden doğan
bir sınırlamasını teşkil eder. Sınırlı aynî hakların
çeşitlerine baktığımız zaman gayrımenkul haklarının önemli
bir bölümünü kapsayan taşınmaz yararına irtifak
haklarını görüyoruz. Bunlar bir gayrımenkule, diğer bir
gayrımenkul lehine külfet yükleyen irtifak haklarıdır.
Şahsi irtifak haklarında ise intifa hakkı, sükna hakkı ve üst
hakkı olarak sayılabilirler.
5. Tapuya Tescil
Gayrımenkulların
toplum için taşıdığı büyük önem dolayısıyla
bunlar üzerindeki insanların haklarını dışarıya gösterecek
ve devirlerinde güven sağlamak amacıyla zilyetlikten ayrı bir
kuruma ihtiyaç vardır. Bilindiği gibi bu kurum da devlet
tarafından gayrımenkulların resmen sicillerinin tutulması ihtiyacını
doğurmuştur. Devlet gayrımenkulların sınırlarını, bunlar üzerindeki
hakları saptayabilmek için tapu sicili dediğimiz bir sicile
ihtiyaç duymuştur.
Tapu sicili, taşınmaz mal
ve üzerindeki hakların durumlarını göstermek üzere
devletin sorumluluğu altında tescil ve açıklık ilkelerine göre
tutulan sicildir. Tapu sicilinde, taşınmaz malların yüzölçümü,
cinsi, maliki gibi özellikleriyle beraber irtifak, rehin, şerh,
beyanlar hanesinde taşınmaz mala ilişkin hak ve yükümlülükler
gösterilmektedir.
Türkiye’de
bu görevi Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
yerine getirmektedir. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü
görevlerinin ana hatlarını yasalarla belirlenmiş olan, taşınmaz
mallarla ilgili akitler ve her türlü tescil işlemini
yapmak, tapu sicillerinin düzenlenmesi için temel
prensipleri tespit etmek, tesis kadastrosu yaparak, taşınmazların
hukuki ve teknik durumlarını belirlemek ve bunları güncel tutmak
olarak çizmektedir. Kendi deyimleri ile Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü, taşınmaz mallara ilişkin; "Kimin
ve Nasıl?" soruları ile belirlenen hukuki vb. durumlarını
"Tapu"; "Nerede ve Ne Kadar?" soruları ile
belirlenen konumuna, teknik duruma ilişkin ise "Kadastro"
olarak görevini sürdürmektedirler.
Tapu
sicil müdürlüklerinde işlem yaptırmak isteyenler
bizzat başvurarak veya vekilleri (temsilcileri), varsa vasi, kayyım
ve kanuni temsilcileri vasıtasıyla talepte bulunurlar. Mülkiyet
ve mülkiyetten gayri ayni haklara müteallik resmi senetler,
taşınmaz mal maliki veya bunların vekilleri huzurunda tapu sicil
müdürlüğünce düzenlenmekte olup, akdi
gerektirmeyen işlemlerde ise istem belgesi düzenlenmektedir.
Tapu sicil müdürlüğünde yapılan işlemler taşınmaz
mallara yönelik olmak üzere üç yönlüdür;
bunlar; Akit düzenlenmesi; satış, bağış, ölünceye
kadar bakma akdi, taksim, trampa, ipotek, intikal, kat mülkiyeti,
kat irtifakı tesisi vb, Tescil işlemleri; cins tashihi, ifraz,
tevhit, imar tescilleri vb ve Bilgi Verici İşlemler; özellikle
mahkeme ve icra daireleri başta olmak üzere diğer kamu kurum ve
kuruluşlarınca talep edilen tapu kayıt suretleri, yazışmalar vs.
olarak sayılabilirler.
Temel olarak Orta Avrupa
Sistemi benimsenmiştir. Tapu siciline gayrımenkul olarak
kaydedilebilecek mallar Türk Medeni Kanununda a) Arazi, b)
Gayrımenkul üzerindeki müstakil ve daimi haklar ve c)
madenler olarak sıralanmıştır.
Tapu
sicil tüzüğüne göre tapu sicilinin asıl unsurları
4 türlü kayıt ve belgelerden oluşmaktadır. Bunlar tapu
kütüğü, kat mülkiyeti kütüğü,
yevmiye defteri, resmi belgeler. Tapu kütüğü tapu
sicilinin ana unsuru olarak kabul edilmektedir. Gayrımenkuller
üzerinde tüm ayni haklar bunun üzerinde gözükür
ve buraya tescil ile doğar. Tapu kütüğünde ayni haklar
ile ilgili işlemlerin tapu kütüğüne yazılmasından önce
geçirildiği deftere yevmiye defteri denilmektedir. Bu defterin
Türk Hukukunda en büyük fonksiyonu tapu kütüğüne
tescil edilen hakların bu deftere kaydedildiği andan doğmasıdır. Türk
Hukukunda ayrı olarak düzenlenmiş olan Kat Mülkiyeti
Kanununa göre ise kat mülkiyetine çevrilmiş
gayrımenkullerin tapu sicil esasına göre tutulan kat mülkiyeti
kütüğüne tescil edilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Türkiye’de
tapu siciline hakim olan ilkeler ise şöyle sıralanabilir. İlk
olarak ayni hakların kazanılması için tapu kütüğüne
tescil yapmak zorunludur. Kanun ancak çok sınırlı hallerde
mesela miras, işgal ve kamulaştırma gibi hallerde tescilsiz olarak
ayni hakkın kazanılması söz konusu olabilir Bir diğer ilke ise
tapu kütüğüne yapılan bir tescilin geçerli
olabilmesi için kendisine esas teşkil eden hukuki sebebe
bağlıdır. Eğer hukuki sebep geçersiz ise tescil de geçersiz
olacaktır. Ayrıca Türk hukukuna göre tapu kütüğünde
bahsi geçen gayrımenkulla ilgisi olduğu anlaşılan her şahıs
tapu sicil kayıtlarını inceleyebilir. Bunun yanı sıra bir diğer ilke
de tapu kütüğündeki kayıtlar devlet tarafından güvence
olarak verildiği için bu kayıtlara güvenerek ayni hak
kazanan iyi niyetli üçüncü kişileri korur. Türk
Medeni Kanununun 1023. maddesine göre “Tapu kütüğündeki
tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak
kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korur.
Tescil yolsuz bile olsa üçüncü kişiler
açısından sonuç doğurur. Buradaki en önemli şart
bu üçüncü kişilerin iyi niyetli olmalarıdır.
Buna bağlı olarak da bir başka ilke daha karşımıza çıkmaktadır.
Tapu sicilinin yanlış tutulmasından dolayı doğan zararlardan Devlet
sorumlu olacaktır. Bu sayede bir önceki ilkede haklarını
koruduğu iyi niyetli 3. kişilerin yanı sıra gerçek hak
sahiplerinin tapu kütüğünün yanlış ve kanuna
aykırı tutulması durumlarında devlet tarafından güvenceye
alınarak korunması sağlanmıştır. Tapu sicil kayıtlarındaki hatalardan
devletin sorumlu olabilmesi için gereken şartlardan ilki tapu
sicilinin hukuka aykırı olarak tutulması yani tapu sicil işlemlerinin
yapılmasına ilişkin hukuki düzenlemelerdeki kurallarla
uyulmaması gerekmektedir. Ayrıca bir diğer şartta tapu sicilinin
tutulmasındaki işlemden dolayı zararın meydan gelmesidir. Bir zarar
meydana gelmedikçe devlet sorumluluk altına girmez. Son olarak
da bu zarar ve tapu sicilinin hatalı tutulması arasında bir bağ
olmasıdır. Buna örnekler vermek gerekirse; gayrımenkulün
sınır ve yüzölçümünün yanlış
yazılması, özel vekaletname olmadan işlem yapan kişilere izin
verilmesi, yolsuz tapu sicil işleminin sahte vekaletname veya sahte
veraset senedine dayanması, çifte tapu kaydının olması olarak
sayılabilir. Tapu sicilinin yanlış tutulmasından dolayı açılacak
davalar hukuk mahkemelerinde görülür. Burada 10 yıllık
zamanaşımı süresi bulunmaktadır. Fakat zamanaşımı süresinin
başlangıcı yanlış tapu kayıt işleminin yapıldığı tarih değil, zararın
oluştuğu andır.
Ülkemizde
tapulama ve kadastro çalışmaları henüz tamamlanmıştır.
Halen tapu ve kadastro çalışmaları devam etmektedir.
Türkiye’de henüz gayrımenkullerin yarısının bile
kadastrosunun yapıldığını söylemek mümkün değildir.
6. Gayrımenkul
Sahibinin Hakları
Sahibine
en geniş yetkileri bahşeden bir mutlak hak olan mülkiyet hakkı
Türk Hukukunda Medeni Kanunda düzenlenmiştir. Yine Medeni
kanunda Gayrımenkul malikinin de hakları da işlenmiştir.
1982
Anayasasının 35. maddesinde mülkiyet hakkı temel bir anayasal
hak olarak kabul edilmiş, ancak kullanılmasının toplum yararına
aykırı olamayacağı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırabileceği
açıklanarak, bu hakkın anayasal açıklaması yapılmıştır.
Gayrımenkul hukukunda ve
dolayısıyla Türk Medeni Hukukunda malike 2 çeşit hak
tanınmaktadır;
Gayrımenkulu kanuni
sınırlar içerisinde dilediği gibi kullanmak
Yapılan tecavüzlere
karşı gayrımenkulü korumak.
İlk çeşit haklarda
üç kısma ayrılmaktadır. a) Kullanma Hakkı, b) Faydalanma
hakkı, c) Tasarruf hakkı.
Bunlardan
ilki kullanma hakkıdır; malik sahip olduğu gayrımenkulu gerek tek
başına gerekse başkaları ile birlikte istediği gibi kullanır.
İkincisi
ise mülkiyet hakkına sahip olduğu gayrımenkuldan dilediği gibi
faydalanabilir ve gelirlerini toplayabilir. Bu durumu en güzel
ifade eden durum kira hakkıdır. Malik gayrimenkülünü
istediği kişiye kiralayabilir hatta kiracıya izin vermesi halinde alt
kiraya da verebilir. Son olarak da malik gayrımenkul üzerindeki
tasarruf hakkıdır. Malik gayrımenkul üzerindeki hakkını
başkasına temlik edebileceği gibi, onu diğer sınırlı ayni haklarla da
sınırlandırabilir. Ayrıca hiç kimsenin iznine gerek duymadan
gayrımenkulü terk edebilir.
Türk
Medeni Kanununda mülkiyet sahibinin gayrımenkul üzerindeki
tasarruf yetkisinin sınırlı olmadığı belirtilmiştir. Bu yetkisi,
diğer yetkileri gibi kanunla ve hukuki işlemlerle kısıtlanabilir. Bu
sınırlamaların bir kısmı kamu yararını korumak amacı, bir kısmı da
kişilerin çıkarını korumak amacı güdülerek
konulmuştur. Bu konunda en önemli sınırlama Türk Medeni
Kanununda yer alan “dürüstlük kuralı”dır.
Her hak gibi gayrımenkul hakkı da bu hakka sahip kişi tarafından
dürüstlük kurallarına uygun olarak kullanılması
zorunludur. Mesela bir evi satın almak için tapuda işlem
yapmak gerekmektedir. Eğer bu işlem yapılmazsa devir geçersiz
olur. Fakat satıcı bunu bilerek yaparak bir hak ihlal etmek istemişse
burada dürüstlük kuralı yürürlüğü
girecek ve devir geçerli olacaktır. Kamu yararı amacı olan
sınırlamalara örnek olarak İmar Kanunu, Orman Kanunu veya İskan
Kanunu gösterilebilir.
Yukarıda
saydığımız yetkileri malik hiç kimseden izin ve yardım almadan
tek başına kullanabilir. Bu yetkiler, kendi onayı olmadan başkaları
tarafından kullanılırsa, malik hakkını gerek meşru müdafaa ile
gerek de istihkak davası veya müdahalenin meni davasıyla
savunabilir.
İstihkak
davası gayrımenkul (veya menkul) üzerindeki zilyedliği haklı bir
nedene dayanmayan kişiye karşı, malikin mülkiyet hakkına
istinaden açmış olduğu davadır. Bu tür dava ayni
nitelikte olduğundan bir zamanaşımına uğraması söz konusu
değildir. Tapulu gayrımenkullerde, tapu kütüğünün
tashihi davası,sınır tespiti davası istihkak davasının gördüğü
işlevi görür. Malik bu hakkını mülkiyet hakkından ayrı
olarak devredemez. Müdahalenin meni davası mülkiyet hakkına
yönelen her türlü haksız tecavüzü önlemek
veya tecavüz başlamışsa buna son vermek için, malik
müdahalenin men’i davası açabilir.
7. Gayrımenkullerin
Finansmanı
Türk
Hukukunda gayrımenkullerin finansmanı için kullanılan
yöntemler konut kredisi kullanma ve finansal kiralamadır.
Mortgage sistemi ise henüz hayata geçmemiştir. Yasal
çalışmaların bitirilmesi ile ilk etapta Mortgage kuruluşları
oluşturulacaktır ve bu kuruluşlar ev satın almak isteyenlere çeşitli
şartlarda ev kredisi sağlayacaklardır.
Finansal
kiralama yöntemi daha çok işadamları tarafından yatırım
maliyetlerinin azalması sebebiyle sıklıkla kullanılmaktadır. Türk
Hukukunda finansal kiralama sözleşmeleri 3326 sayılı Finansal
Kiralama Kanununda “Sözleşme, kiralayanın, kiracının
talebi ve seçimi üzerine üçüncü
kişiden satın aldığı veya başka suretle temin ettiği bir malın
zilyedliğini, her türlü faydayı sağlamak üzere ve
belli bir süre feshedilmemek şartı ile kira bedeli karşılığında,
kiracıya bırakmasını öngören bir sözleşmedir"
olarak tanımlanmıştır.
Türk
Hukukuna göre finansal kiralama sözleşmelerinde kiralayan
taraf mutlaka anonim şirket olmalıdır ve eğer yurt dışındaki yerleşik
kiralayan şirketin Türkiye'de şubesi yoksa sözleşmeler
Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça
tescil edilmesi gerekmektedir. Finansal kiralama sözleşmeleri
asgari 4 yıl için yapılabilir. Finansal kiralama sözleşmeleri
sona erdiği zaman söz konusu gayrımenkul kiralayan şirketin
mülkiyetinde olduğu için iade edilmelidir; fakat çoğu
zaman süre bitince kiracıya bir alım hakkı tanınır ve muhtemelen
de bu konu sözleşmede söz konusu edilir; sözleşme
sonunda az bir bedelle kiracıya satılır. Hatta sözleşmeye 4 sene
sonunda doğrudan doğruya kiracının mülkiyetine geçiş
konusunda da hüküm konulabilir ki bu, uygulamada çok
rastlanan bir yöntemdir.
Finansal
kiralama sözleşmeleri çok sıkı şekil şartlarına
sahiptirler. Mutlaka noterde düzenlenmesi gerekir. Taşınmaz mala
dair sözleşmelerde taşınmazın bulunduğu tapu kütüğünün
beyanlar hanesine şerh edilmesi zorunludur. Burada şerh yapılmazsa
sözleşme geçerli olmaz. Bu sayede taşınmazın maliki
değişse bile kiralayanın finansal kiralama sözleşmesini yeni
maliklere karşı ileri sürme imkanı sağlanmaktadır. Ayrıca
finansal kiralama konusu olan malın eğer finansal kiralama şirketi
iflasa giderse bile paraya çevrilmesi yasaklanmıştır.
Konut
kredisi ise , konut satın almak isteyen ihtiyaç sahiplerine
verilen, henüz vadeleri 5 ile 20 yıl arasında değişen bireysel
kredilerdendir. Konut kredisi almak için satın alınması
düşünülen konutun tamamının bitmiş olması
gerekmektedir. Henüz bitmemiş, yakın zamanda bitecek konutlar
için kredi düşünülüyorsa kredi talep
edilen banka ile özel bir anlaşmaya varılabilir. Türkiye’de
konut kredisi alabilmek için gerekli belgeler Kimlik Belgesi,
Gelir beyannamesi (ücretli çalışanlar için), Vergi
Levhası (serbest çalışanlar için),alınacak konutun tapu
fotokopisi ya da muadilidir. Günümüzde konut
kredilerinin faiz oranları yıllık bileşik faiz göz önüne
alındığında %25 - %35 arasındadır.
8. Mortgage
Türkiye’de
konut sahibi olmayanların kolayca konut sahibi olmalarını sağlayan
düzenlemeler bulunmamaktadır. Konut Kredisi ise bilindiği gibi
kısa vadede alıcının üzerine büyük külfetler
bindiren bir sistemdir. Uzun vadede bu tür bir uygulama olmadığı
için TBMM mortgage uygulamasını hayata geçirmeyi
düşünmüştür Öte yandan, mortgage
sistemindeki konutlar, belirli bir yapı güveliği, imarlı yapı
gibi koşullar içerdiği için sağlıksız konutlar yerine
sağlıklı ve yaşanabilir konutlara talep olacaktır. Bu konutlar deprem
güveliği gibi konularda da belirli düzeyleri
sağlayacağından güvenilir konutlar ve şehirler oluşmasında
katkısı olacaktır. Henüz mortgage kanunu yürürlüğe
girmemiştir. Fakat bu konu hakkında açıklama yapmakta fayda
vardır.
Mortgage
Kanun Tasarısına göre konut finansmanına yönelik kredilerde
faiz oranı, sabit, değişken ya da her iki yöntem esas alınmak
suretiyle belirlenecek Faiz oranının sabit belirlenmesi halinde
sözleşmede, başlangıçta belirlenen oran her iki tarafın
rızası dışında değiştirilemeyecek. Faizin değişken olarak
belirlenmesi durumunda ise başlangıçta sözleşmede
belirlenen oran, sözleşmede belirtilecek genel kabul görmüş
ve yaygın olarak kullanılan bir endeks baz alınarak
değiştirilebilecek. Oranların değişken olarak belirlenmesi halinde,
bu yöntemin muhtemel etkileri konusunda tüketicilerin
bilgilendirilmesi şart olacak. Bu amaçla kullanılacak
endeksler, Merkez Bankası, tüketicilerin bilgilendirme
yöntemlerine ilişkin usul ve esaslar ise bakanlık tarafından
belirlenecek. Mortgage kullanan tüketici, borçlandığı
toplam miktarı önceden ödeyebileceği gibi aynı zamanda bir
ya da birden çok ödemeyi vadesinden önce
yapabilecek. Her iki durumda da krediyi veren kuruluş, vadesinden
önce ödenen taksitler için gerekli faiz indirimini
yapacak. Faiz oranının sabit olarak belirlenmesi halinde,
sözleşmede yer verilmek suretiyle, bir ya da birden fazla
ödemenin vadesinden önce yapılması durumunda kredi veren
kuruluş tarafından tüketiciden erken ödeme ücreti
talep edebilecek. Tüketici, borcun tamamını değil de bir
bölümünü ödemesi durumunda kalan miktar
üzerinden bir ödeme daha yapacak. Bu ödeme, kalan
miktara en fazla yüzde 2 oranında yansıtılabilecek. Oranların
değişken olarak belirlenmesi halinde tüketiciden erken ödeme
ücreti talep edilemeyecek. Geçici madde ile de kanunun
yürürlüğe girmesinden önce verilen konut kredi ve
finansal krediler, sözleşme tarihi dikkate alınmaksızın konut
finansmanı kapsamına alınıyor. Tasarıya göre, finansal kiralama
şirketleri kanunun yürürlük tarihinden itibaren iki
yıl içinde, konut finansmanı faaliyetinde bulunamayacak.
Tasarı ile Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunundaki tanımların
arasına, konut finansmanı kullanan tüketicileri korumak amacıyla
konut finansmanı kuruluşu eklendi. Böylelikle konut finansmanı
faaliyetini yürüten kuruluşlar, Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunla ilgili hükümlere de tabi hale geliyor
Tüketicinin
temerrüde düşmesi halinde konut finansmanı kuruluşu,
borçluya temerrüt tarihinden itibaren 5 iş günü
içinde iadeli taahhütlü posta yoluyla bildirimde
bulunmakla yükümlü olacak. Kredi kuruluşu, geri
ödemelerin yapılmaması halinde kalan borcun tümünün
ödenmesi talep hakkını saklı tutmuşsa bu hak, ancak birbirini
izleyen en az iki ödemede temerrüde düşme halinde
kullanılabilecek. Finans sağlayan kuruluşun bu hakkını kullanabilmesi
için en az 1 ay süre vererek muacceliyet uyarısında
bulunması gerekecek. Kullanılan finansmanın teminatı olarak şahsi
teminat verildiği hallerde, konut finansman kuruluşu asıl borçluya
ve diğer teminatlara başvurmadan, kefilden borcun ödemesini
isteyemeyecek. Tasarı ile kredi kuruluşlarının ödemeleri bir
kıymetli evraka bağlamaları ya da kıymetli evrak kabul etmek
suretiyle teminat altına alması yasaklanıyor.
Konut
finansmanından kaynaklanan rehinle temin edilen alacakların
takibinde, rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip
yapılabilecek ve haciz yoluna başvurulabilecek.
9. Gayrımenkullerin
Vergilendirilmesi
Türkiye'de gayrimenkullerde vergi düzenlemesi konusu özellikle 2 konuda önem kazanmaktadır. Biri gayrimenkul üzerinden alınan emlak vergisi, biri de gayrimenkulün alım satım işlemleri sırasında alınan harç bedelleridir.
1319 sayılı Emlak Vergi Kanununa göre emlak vergisi arazi, arsa ve binalar için ödenmektedir. Bu tür taşınmazı olan mükellefler emlak vergisi ödemekle yükümlüdürler. Emlak vergisi, birinci taksiti Mart-Nisan-Mayıs aylarında, ikinci taksiti Kasım ayında olmak üzere iki eşit taksitte ödenir. Dileyen mükellef tümünü birinci taksit döneminde veya daha önce de ödeyebilme imkanına sahiptir.
Gayrimenkullere (arsa, arazi, mesken ve işyeri) ait emlak vergisi ödeyeceği yıl itibariyle asgari rayiç değerleri üzerinden hesaplanır. Vergi oranları arsalar için değeri üzerinden %3, araziler için %1 , iş yerleri için %2 ve meskenler için %1'dir.
Emlak
vergisinin zamanında ödemeyen mükellef geciken taksit için
her ay 6183 Sayılı Kanun hükmüne göre tespit edilen
oranda gecikme cezası ödemek zorundadır.
Gayrımenkul
alım satımında da emlak vergisi konusu önem kazanmaktadır.
Özellikle, kullanılmış gayrımenkul alanların, gayrımenkulün
geçmiş yıllardaki emlak vergisinin ödenip ödenmediğini
başka bir anlatımla, emlak vergisi borcunun olup olmadığını
araştırmalarında yarar vardır. Çünkü Emlak Vergisi
Kanununun 30.maddesinin son fıkrasına göre; satış konusu
gayrımenkulün, satıldığı yıl ve geçmiş yıllara ait
ödenmemiş emlak vergisinin ödenmesinden, alıcı ve satıcı
müteselsilen yani zincirleme olarak sorumlu tutulurlar.
Gayrımenkulü satın alan kişi, ödediği geçmiş yıl
emlak vergilerini faiziyle birlikte daha sonra önceki sahibine
rücu edebilir.
Gayrımenkullerin
alım satımında bulunanların ayrıca tapu değeri gösterilirken
belirlenecek tutarın gelir vergisi ve harç yönünden
taşıdığı özellikler, verilecek olan ilk emlak vergisi
beyannamesi eşe yada çocuğa gayrımenkul alınması gibi hususlar
dikkat etmesi gerekmektedir.
Gayrımenkullerin
tapudaki değeri birkaç açıdan büyük önem
kazanmaktadır; gelir vergisi açısından, gayrımenkullerin,
iktisap yani edinme tarihinden itibaren 4 yıl içinde elden
çıkarılmasından sağlanan kazanç "Değer artışı
kazancı" olarak beyan edilip gelir vergisinin ödenmesi
gerekmektedir. Satın aldığı gayrımenkulu 4 yıl içinde elden
çıkarmaları söz konusu olanların, gayrımenkulun maliyet
bedeline esas olan, alış bedelini düşük göstermemelerinde
yarar bulunmaktadır. Aksi halde, 4 yıl içinde satılması sonucu
ortaya gerçeğin de üzerinde bir kar çıkmak olup bu
da vergilendirilmektedir. Harç yönünden ise 2001
yılı başından itibaren gayrımenkullerin harca esas olan değeri
arttığı için gayrımenkulün gerçek alış bedelinin
tapu harcına esas olan tutardan düşük olması halinde,
gerçek alış bedelinin tapu senedine yazılmasını tapu işlemleri
sırasında talep etmek mümkündür. Bu durum özellikle
kamu görevlilerini "mal beyanı" yönünde
önümüzdeki yıllarda da, vergi mükelleflerini de
"nereden buldun?" sorgulaması yönünden
ilgilendirmektedir.
Harcın
oranı yönünden ise gayrımenkul alımı sırasında, hem alıcı
hem de satıcı; kapu harcına esas değer üzerinden binde 15
oranındaki harcı ayrı ayrı ödemektedirler.
Ayrıca
Gayrımenkulun satışından doğan ve 3,5 milyar lirayı aşan kazanç
kısmı üzerinden, Gelir Vergisi Kanunundaki vergi "vergi
tarifesine göre" yüzde 20-45 arasında değişen gelir
vergisi hesaplanır. Gelir vergisinin yüzde 10'u kadarı bir kısım
da "fon payı" tahakkuk ettirilir.
10. Gayrımenkullere
İlişkin Hukuki İşlemler
10.1. Gayrımenkullerin
Edinilmesi
Türk
hukukunda emlak komisyonculuğu mesleğini tam anlamıyla düzenleyen
doğrudan bir yasa ve düzenleme bulunmamaktadır. Türk
Ticaret Kanununun 12. maddesi ile Ticaret Sicili Yönetmeliğinin
14. maddesi tellallık, komisyonculuk ve aracılık işlerini yapmak
üzere kurulan müesseselere Ticarethane bunları işletenleri
de tacir olarak kabul etmiştir. Borçlar Kanununda, gayrımenkul
tellallığı sözleşmesinin yazılı biçimde yapılmaması
halinde geçerli olmayacağı yolunda bir hüküm vardır.
Bu sebeple, Türk Ticaret Kanunu madde 12 hükümleri
gereğince, tellallık ve emlak komisyonculuğu arasında bir bağlantı
kurulmaktadır. Yine Borçlar Kanununun çeşitli
maddelerinde gayrımenkul tellalının yapacağı akdin şekli, alacağı
ücret, çalışma usulünü kısmen de olsa
belirleyici hükümler bulunmaktadır. Fakat emlakçıları
tek bir çatı altında toplayan herhangi bir kuruluş kanunen
düzenlenmiş değildir.Ülkemizde emlakçılık sektörü
yaygın olmasına rağmen çok sıkı denetimlere sahip olduğunu
söylemek gerçekçi değildir. Son zamanlarda
düşünülen emlak işleriyle uğraşan emlakçıların
üniversite mezunu olma tasarısı ve bu sektörde çalışmak
için sertifika gerekliliği ile bu sektörde en azından
işgücü kalitesinin arttırılması sağlanmaktadır. Bu tür
durumları engellemek için emlak konusunda yatırım yapmak
isteyen yatırımcılar ülkemizde halen yeminli mali müşavirlik
kurumuna benzer bir yeminli gayrımenkul danışmanlığı veya müşavirliği
müessesesi olmadığından mutlaka hukuki danışma almalıdır.
Türkiye’de
Gayrımenkul yatırım ortaklıkları Sermaye Piyasası Kanunu
çerçevesinde, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından
düzenlenmiş ve gayrımenkullere, gayrımenkule dayalı projelere ve
gayrımenkule dayalı sermaye piyasası araçlarına yatırım yapmak
suretiyle faaliyet göstermektedir. Bilindiği gibi gayrımenkul
yatırım ortaklığının amacı, getiri potansiyeli yüksek
gayrımenkullere, gayrımenkule dayalı projelere yatırım yapmak,
portföyündeki gayrımenkullerden kira geliri elde etmek ve
bu şekilde kira ve alım satım kazançları yoluyla
gayrımenkullerin yüksek gelirine ulaşmaktır. Gayrımenkul yatırım
ortaklığının hisse senedini alarak ortak olan bir yatırımcı, yüksek
getirili gayrımenkullerden dolaylı olarak yararlanmış olmaktadır.
Gayrımenkul
yatırım ortaklıkları niteliği sebebiyle sadece gayrımenkule dayalı
portföy işletmeciliği faaliyeti kapsamında faaliyet
gösterebilirler. Ayrıca, inşaat yapamaz, proje yürütemez,
ancak inşaatını başka şirketlerin gerçekleştirdiği projelere
finansman sağlayabilirler. Bir şirketin ancak mevcut faaliyetlerinden
vazgeçmesi koşuluyla gayrımenkul yatırım ortaklığına
dönüşebilir.
Türkiye’de
gayrımenkul yatırım ortaklıklarının türleri üçe
ayrılır ; a) belirli bir projeyi gerçekleştirmek amacıyla
süreli, b) Turizm ve sağlık gibi alanlarda yatırım yapmak
amacıyla süreli veya süresiz, c) belirli proje ve yatırım
alanına yatırım yapmak amacı olmadan süreli veya süresiz.
Ülkemizde
Gayrımenkul yatırım ortaklıklarının işleyiş yapısı ise şöyle
oluşur. İlk olarak gayrımenkul yatırım ortaklıklarında sermayenin
asgari %25'i oranında pay sahibi olan gerçek ya da tüzel
kişi ortak ya da ortaklardan olan lider girişimci bulunmaktadır.
Yatırım ortaklıkları portföyünde yer alan gayrımenkul
projelerinin inşaat işlerini gerçekleştirmeyi taahhüt
eden müteahhit, Ortaklığın mülkiyetinde bulunan veya
kiralamış olduğu otel, hastane, alışveriş merkezi, iş merkezi, ticari
parklar, ticari depolar, konut siteleri, süpermarketler ve
bunlara benzer nitelikteki gayrımenkulleri ticari amaçla
işleten işletmeci şirket, danışman şirket, Ortaklık portföyünde
yer alan gayrımenkullerin, gayrımenkul projelerinin ve gayrımenkule
dayalı hakların rayiç değerlerini ve kira rayiçlerini
tespit etmek konusunda hizmet eden ve büyük önem
dayalı ekspertiz şirketler gayrımenkul yatırım ortaklıklarının
işleyiş yapısında yer almaktadırlar.
Gayrımenkul
yatırım ortaklıklarının yapamayacağı işler de kanunlarda
sıralanmıştır; Bu tür ortaklıklar, Bankalar Kanununda
tanımlandığı üzere mevduat toplayamazlar ve mevduat toplama
sonucunu verecek iş ve işlemler yapamazlar. Bunun yanı sıra ticari,
sınai veya zirai faaliyetlerde bulunamazlar. İzin verilen yatırım
alanları ile sınırlı olmak üzere, kendi adına portföy
işletmeciliği faaliyeti dışında sermaye piyasası faaliyetinde
bulunamazlar. Hiçbir şekilde gayrımenkullerin inşaat işlerini
kendileri üstlenemez, bu amaçla personel ve ekipman
edinemezler. Mevzuatta izin verilen faaliyetler hariç olmak
üzere, hiçbir surette otel, hastane, alışveriş merkezi,
iş merkezi, ticari parklar, ticari depolar, konut siteleri, süper
marketler ve bunlara benzer nitelikteki gayrımenkulleri ticari
maksatla işletemez ve bu amaçla personel istihdam edemezler.
Gayrımenkul
yatırım ortaklıklarının yatırım yapacağı yerler kanunda özel
olarak belirtilmiştir. Alım satım karı veya kira geliri
elde etmek maksadıyla ofis, konut, iş merkezi, alışveriş merkezi,
hastane, otel, ticari depolar, ticari parklar ve buna benzer
gayrımenkulleri satın alabilir ve satabilirler. Mülkiyetlerini
edinerek alım satım karı elde etmek veya kat irtifakı tesisi
suretiyle proje geliştirmek amacıyla arsa ve arazileri alabilirler.
Gayrımenkuller üzerinde intifa hakkı kurabilir ve bu hakkı
kullanabilirler, devremülk irtifakı kurabilirler, sahip
oldukları arsalar üzerinde ticari kar elde etmek amacıyla üst
hakkı yükümlüsü olabilirler. Mülkiyetlerini
edinmek kaydıyla yurt dışındaki gayrımenkulleri alıp satabilirler,
faaliyet konusu yalnızca gayrımenkul olmak kaydıyla yurt dışında
kurulu şirketlere ve gayrımenkule dayalı olmak kaydıyla yabancı
sermaye piyasası araçlarına yatırım yapabilirler. Özel
sözleşme hükümleri müsait olmak kaydıyla, kira
geliri elde etmek amacıyla üçüncü şahıslardan
gayrımenkul kiralayabilirler ve bunları tekrar kiraya verebilirler.
Gayrımenkul
yatırım ortaklıklarının yatırımlarına ilişkin çeşitli
kısıtlamalar mevcuttur. Örneğin, hisse senetlerini
satın aldıkları ortaklıkların sermayesine ve yönetimlerine hakim
olma amacı güdemezler ve hiç bir ortaklıkta sermaye veya
oy haklarının %5'inden fazlasına sahip olamazlar. Altın ve kıymetli
madenlere yatırım yapamazlar. Borsada veya borsa dışı teşkilatlanmış
piyasalarda işlem görmeyen sermaye piyasası araçlarına
yatırım yapamazlar. Sermaye piyasası araçlarının alım
satımlarının borsa kanalıyla yapılması zorunludur. Mala dayalı vadeli
işlem sözleşmelerine veya mala yatırım yapamazlar. Kanunen
ödemekle yükümlü oldukları vergi, harç ve
benzeri diğer giderler hariç olmak üzere varlıkların
portföye alımı ve portföyden satımı sırasında varlık
değerinin % 3'ünü aşan komisyon ücreti ve benzeri
giderler yapamazlar. Sürekli olarak kısa vadeli gayrımenkul alım
satımı yapamazlar.
Yatırımcılar
açısından ise, gayrımenkul ve gayrımenkule dayalı yatırımların
güven sapladıkları için önemlidirler. Ayrıca,
çeşitlendirme yoluyla riskin dağıtılması da yatırımcılar için
gayrımenkul yatırım ortaklıklarını özelikle döviz
piyasasının iniş çıkışlar ve bazen ani değişimler gösterdiği
Türkiye gibi ülkelerde cazip kılan önemli bir
unsurdur.
Türk
Ticaret Kanuna göre bir gayrımenkul yatırım ortaklığının hisse
senedine yatırım yapan yatırımcı çeşitli haklara sahip
olmaktadır. Ortaklığın elde ettiği kardan payına düşen kısmını
alma bu haklardan en önemlisidir. Ayrıca ortaklığın tasfiyesi
halinde tasfiye payı hakkı, ortaklığın kendi kaynaklarından yapacağı
sermaye artırımı nedeniyle çıkaracağı hisse senetlerini
bedelsiz olarak alma hakkı da bulunmaktadır. Ayrıca gayrımenkul
yatırım ortaklığının genel kurul toplantılarında katılma, konuşma ve
öneride bulunma ve oy kullanma hakları da bulunmaktadır. Ayrıca
doğal olarak yatırım yaptığı ortaklığın faaliyetleri ve hesapları
hakkında bilgi alma, inceleme ve denetleme hakkı da kendisine
verilmiştir.
Türkiye’de
bir gayrımenkul yatırım ortaklığına yatırım yapmak isteyen
yatırımcılar, borsada işlem yapmaya yetkili bir aracı kuruluş
sayesinde istedikleri ortaklığın hisse senedini satın alarak
gayrımenkul yatırım ortaklıklarına ortak olabilirler. Ama bunu
yaparken yatırım yapılacak gayrımenkul yatırım ortaklığının karlılık
durumunu, finansman yapısını, faaliyetleri ve yatırımları hakkında
bilgileri incelemeleri gerekir.
10.2. Gayrımenkullerin
Kiralanması
Türkiye’de
emlak kiralamalarının büyük bölümü son
yıllarda emlakçıların aracılığı ile gerçekleşmektedir.
Bir emlakçı aracılığı ile yapılacak kiralamada emlakçıya
ödenecek ücret, objenin ticari işyeri veya konut olması
dikkate alınmaksızın, bir yıllık net kira bedelinin %12’sidir.
10.3. İşlem Masrafları
Ülkemizde
profesyonel gayrımenkul operasyonlarının geçmişi çok
uzun değildir. Buna paralel olarak bu alandaki profesyonel hizmetler
de Amerika ve Avrupa ülkelerine göre yeni gelişmekte olup,
yine de bu alanda birkaç profesyonel kurum bulunmaktadır.
Kiralama ve satın alma kısımlarında açıklandığından farklı
olarak yapılacak büyük çaplı gayrımenkul
operasyonlarına iki tarafın görüşmeleri ile hizmet ücreti
belirlenmektedir.
11. Gayrımenkullerin
İnşa Edilmesi
11.1. İnşaat
Faaliyetleri için Ruhsat Alınması
Ülkemizde
ne yazık ki müteahhitler için ayrı bir lisans alma
zorunluluğu bulunmamaktadır. İnşaat sektöründe pastanın ani
şekilde büyümesi asıl işi müteahhitlik olmayan ve
yap-satçı olarak tabir edilen çok sayıda kişinin de
sektöre girmesine sebep olmaktadır. Ne yazık ki inşaatlarda
kalfa ve usta olarak çalışan kişilerin bir süre sonra
piyasaya girip müteahhitlik yapmaya başlaması sonucu, tecrübe,
ekipman ve sermayelerinin yeterliliği tartışma konusu olan bu
kişilerin kaliteli iş yaptığını söylemek kolay olmayacaktır. Bu
durum, Türkiye’deki müteahhitlikle ilgili yasal
düzenlemelerin yeterli olmayışının bir göstergesidir.
Müteahhitlerde kanunen bir yeterliliğin aranmaması sebebiyle,
Türkiye’de binaların %65’inin imara aykırı bir
biçimde inşa edildiğini iddia edilmektedir. Müteahhitlik
için limited şirket kurmanın yeterli olması ne yazık ki bu
alanda büyük bir eksiklik olarak göze çarpmaktadır.
İnşaatların
denetlenmesi konusunda ise müteahhitlere yapı ruhsatını belediye
sınırları içinde belediyeler, mücavir alan dışındakilere
ise valiliklere bağlı il özel idareleri veriyor. Belediyeler hem
kendi ekipleri hem de denetim kuruluşları eliyle bitinceye kadar
yapıyı denetlemekle sorumlu olmaktadırlar.Türkiye’deki son
büyük depremden sonra çıkarılan 4708 sayılı Yapı
Denetim Kanunu ile on dokuz ilde yapı denetim kuruluşları vasıtasıyla
inşaatlar sıkı şekilde denetlemektedir. Yapılara ilişkin veriler,
binanın sahibi, müellifi, denetimini üstlenen kuruluş,
proje ve yapı denetçileri yapı ruhsatı aşamasında Bayındırlık
Bakanlığı’nın ilgili birimlerine sunulmaktadır.
11.2. İnşaat
Sözleşmesi
Türk
Hukukunda inşaat sözleşmeleri, bir eserin meydana getirilmesi,
ücret ve anlaşma olarak üç unsurdan oluşur. Eser,
geniş anlamda müteahhidin iş sahibi adına ortaya çıkarmaya
çalıştığı sonuçtur. İnşaat alanında eseri meydana
getirme; yeni bir inşaat yapmak, mevcut bir yapıda değişiklik yapmak,
mevcut bir yapıya ilave yapmak, mevcut bir yapıyı onarma ve yıkma
olarak geniş bir şekilde ele alınır. Sözleşmenin diğer bir
unsuru, ortaya çıkarılacak eser karşılığında iş sahibinin
borcu olan ücrettir. İnşaat sözleşmesi iki tarafa borç
yükleyen sözleşmelerdir. Bu sebeple, inşa eserinin meydana
getirilmesinin mutlaka bir ücret karşılığında taahhüt
edilmiş olması gerekir. Ücrete dair konular baştan
belirlenebilir, ancak ücretin baştan kararlaştırılmamış olması
sonucu değiştirmez, her durumda eserin yapımına karşılık bir ücretin
ödenmesi gerekir.
İnşaat
sözleşmesi temelde yüklenici (müteahhit) ve işveren
(iş sahibi) olmak üzere karşılıklı iki taraftan oluşur. İşveren,
inşaatı ısmarlayan taraf olup, gerçek veya tüzel kişi
olabilir. Yüklenici ise ısmarlanan inşaatı yapmayı yüklenen
taraftır. Yüklenici, gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel
kişi ve özellikle anonim, limited veya kolektif şirket şeklinde
bir ticari ortaklık da olabilir. Yüklenicilerin adi ortaklık
şeklinde bir araya gelip inşaatı birlikte yapmaları da olanaklıdır ve
bu durumun uygulamada en çok görülen türleri,
“ortak girişim” (joint-venture) ve “konsorsiyum”
halleridir. Bir inşaat projesinde yüklenici ve işveren yanında
tasarımcılar, alt-yükleniciler, malzeme-ekipman sağlayanlar,
banka ve sigorta şirketleri gibi pek çok taraf vardır.
Türk
Hukukunda inşaat sözleşmeleri için kanun bir şekil şartı
aramamaktadır. Fakat uygulamada bu tür sözleşmeler yazılı
ve genel olarak da resmi şekilde yapılmaktadır. 4734 sayılı Kamu
İhale Kanununa göre, kamuya yapılan işlerin sözleşmeye
bağlamaları gerekir. Bu sözleşmelerdeki imzaların noterlikçe
onaylanmış olması geçerlik koşuludur.
İnşaat
sözleşmelerinin sona ermesi ise sözleşmedeki borçların
ifa edilmesi ile olacağı gibi ayrıca tarafların sözleşmeden
dönmesiyle söz konusu olabilir. Kanun, gerçek
fiyatın keşif bedelini, iş sahibinin etkisi olmaksızın, büyük
oranda aşması durumunda, iş sahibine gerek eserin imali sırasında
gerekse imalinden sonra sözleşmeden dönme hakkı verir.
Böyle bir durumda sözleşmeden dönen işverenin
müteahhide tazminat ödemesi zorunluluğu bulunmamaktadır.
Ayrıca sözleşme konusu ifa umulmayan bir sebeple
imkansızlaşmışsa sözleşme sona erer.Borçlar Kanunu Madde
368’e göre teslim edilmemiş eser, umulmayan bir sebeple
kısmen veya tamamen yok olursa yüklenici ne yaptığı eserin
ücretini ne masrafların ödenmesini isteyebilir. Eser,
teslim edildikten sonra yok olursa, risk bu andan itibaren iş
sahibine geçer ve oluşacak hasar işverene aittir. Taraflardan
birinin sözleşmeyi ihlal etmesi sözleşmeyi sona erdiren bir
diğer sebeptir. Ayrıca Borçlar Kanunumuz, iş sahibine herhangi
bir haklı neden olmaksızın, müteahhidin tüm zararlarını
tazmin etmek kaydıyla akdi fesih yetkisi de tanımıştır.
İnşaat
sözleşmeleri haricinde Türk hukukunda “arsa payı
karşılığı inşaat sözleşmesi” adı altında bir sözleşme
tipi daha vardır. Bu tür sözleşmenin tarafları müteahhit
ve arsa sahibidir. Bu tür sözleşmelerde arsa sahibi para
yerine arsasından belli payları müteahhide devretmek suretiyle
belirli dairelerin yapılmasını talep etmekte ve böylece hem
arsasını daha iyi değerlendirerek bir daire veya oturacak ev yerine
fazla daire almış olmakta hem de bunun için para ödemek
durumunda kalmamaktadır. Müteahhit ise arsa sahibinden yaptığı
inşaata karşılık aldığı arsa paylarını tüm inşaatı tamamlamakta
ve kar sağlamaktadır. Arsa payı karşılığı kat yapımı sözleşmesinin
karma tipli bir sözleşmedir. Arsa payı karşılığı kat yapımı
sözleşmesinde, taşınmaz satımı ve istisna sözleşmesi
unsurları bir araya geldiğinden karma bir nitelik görülmektedir.
Burada sözleşme taraflarından arsa sahibinin borcu, taşınmaz
satımının bir unsuru olan taşınmaz mülkiyetini geçirmedir
ve diğer tarafın istisna sözleşmesinin bir unsuru olan inşaat
yapma ve yapılan bağımsız bölümü devretme borcu ile
mübadele ilişkisi içinde bulunmaktadır.
Arsa
payı karşılığı kat yapımı sözleşmesi çeşitli şekilleri
bulunmaktadır; arsa payı karşılığı kat yapımı sözleşmesinin
belli arsa paylarının müteahhide devri suretiyle gerçekleşmesi,
arsa payı karşılığı kat yapımı sözleşmesinin arsanın tamamen
müteahhide devri suretiyle gerçekleşmesi, sözleşmenin
arsa paylarının inşaattaki aşamaya göre devri suretiyle
gerçekleştirilmesi, sözleşmenin arsa sahibinin arsa
paylarının satışını vaat etmesi ve müteahhidin inşaat yapmayı
taahhüt etmesi suretiyle gerçekleştirilmesi şeklinde arsa
payı karşılığı kat yapımı sözleşmesi yapılabilir.
Arsa
payı karşılığı kat yapımı sözleşmesinin geçerlilik
şartları açısından ise bu sözleşmenin konusu, taşınmaz
mülkiyetinin devri veya devrinin vaat edilmesi olduğundan, bu
sözleşmenin şekli önem taşımaktadır. Arsa sahibi ile
müteahhit arasındaki sözleşme konusunun arsa ve dolayısıyla
taşınmaz olması sebebiyle, payların devri taahhüdünü
içeren sözleşmenin kanunlar gereği düzenleme
şeklinde yapılması gerekir. Burada sözleşmeyi resmi şekle
bağlayacak olan makam, kural olarak tapu memurluğu olacaktır. Ancak
Noterlik Kanununa göre, taşınmaz vaatlerinin noter tarafından
yapılabileceği kuralı getirilmiştir. Buna göre noterler arsa
payı karşılığı kat yapımı sözleşmesine ilişkin önsözleşmeyi
düzenlemeye yetkili olacaklardır.
Arsa
payı karşılığı kat yapımı sözleşmelerinin resmi şekle uyamaması
durumunda yerleşik içtihada göre yaptırımı kesin
hükümsüzlüktür. Ancak şekle aykırılık
nedeniyle sözleşmenin hükümsüzlüğünün
ileri sürmenin hakkın kötüye kullanılması olduğu
hallerde, şekle aykırılık itirazı başarı bir şekilde ileri
sürülemeyecektir.
11.3. Müteahhitlerin
İşlevleri
İnşaat
sözleşmelerinde müteahhidin yapması gereken bazı
yükümlülükleri bulunmaktadır. Müteahhidin
sözleşmeyi gereği gibi veya zamanında yapılmasını tehlikeye
atacak durumları iş sahibine bildirme borcu bulunmaktadır. Eğer
müteahhit bunu yerine getirmezse inşaatı tam olarak yerine
getirmiş bile olsa meydana gelmiş zararları tazmin etmek zorundadır.
Müteahhit inşaat sözleşmesinde yapılmasına karar verilen
inşaatı bizzat yapmak veya kendi idaresinde yaptırmak zorundadır.
Fakat bu durum birçok istisnaya sahiptir. Çünkü
günün ekonomik ve teknik koşullarında iş bölümü
yapmak ve yardımcı kişilere başvurmak zorunlu bulunmaktadır.
Fakat
bu tür durumlarda meydana gelecek zararlardan müteahhit de
sorumlu olacaktır. Birden çok müteahhidin inşaat işlerini
birlikte üstlenmesi konsorsiyum veya “joint-venture”
kurulması şeklinde gerçekleşmektedir.
Türk
hukukunda “joint-venture” kavramı sermaye
şirketlerinin, kooperatiflerin, kamu iktisadi teşekküllerinin,
dernek veya vakıflara ait işletmelerin kendi aralarında veya kişi
ortaklıkları yada gerçek kişilerle belli bir işin birlikte
yapılmasını birlikte taahhüt etmek ve kazancını paylaşmak
amacıyla kurdukları ortaklıklar olarak tanımlanmaktadır. Ancak bu
tanım, yeterli olmayıp özel hukuk gerçek kişilerinin ve
kişi ortaklarının kendi aralarında bir “joint-venture”
yapmalarına engel değildir. Müteahhitlerin konsorsiyum kurmaları
sonucunda iş sahibi ile yaptıkları sözleşmelerde kendi
aralarındaki ilişki Borçlar Kanunundaki adi ortaklık
hükümlerine tabii olacaktır. Fakat ayrıca Türk hukuku
alt müteahhitlik kavramına da sahiptir. Alt müteahhit, Türk
hukukunda asıl müteahhidin inşaatın kısmen veya tamamen
yapılması konusunda kendisiyle istisna sözleşmesi yaptığı
kişidir.
İnşaat
sözleşmelerinden müteahhit inşaatın malzemesini araç
ve gerecini kendisi sağlama borcu altında bulunmaktadır fakat
elbetteki bu durumun aksi kararlaştırılabilir. Fakat bu halde de
müteahhit bunları gerekli özen içinde kullanmak ve
gerekirse bundan dolayı hesap vermek hatta artanı iade etmekle
sorumludur.
Müteahhit;
işe zamanında başlama, devam etme ve inşaatı zamanında bitirme borcu
altındadır. İnşaat sözleşmelerinde müteahhidin hak ettiği
bedeli alması konusunda ise Türk Hukuku’nda çeşitli
düzenlemeler bulunmaktadır.
İnşaat
sözleşmelerinde teorik olarak bedelin önceden belirlenmiş
olması gerekmez. Taraflar bedel hakkında herhangi bir maddeyi
sözleşmeye koymayabilirler. Fakat bu durum, bedelin olmadığı
anlamına gelmemektedir. Sözleşme tarafları sözleşme ile
bedelin miktarını götürü olarak veya yaklaşık olarak
tespit etmeleri de mümkündür. İnşaat sözleşmelerinde
yapılan işin parası teslim zamanında ödenir. Ayrıca Türk
hukuku kısmı teslimler için, kısmi ödemelere de cevaz
vermektedir.
Arsa
payı karşılığı kat yapımı sözleşmelerinde yukarıdaki durumlara
nazaran çeşitli farklılıklar bulunmaktadır.
Örnek
olarak, müteahhit borcunu sözleşmede belirttiği şekilde ifa
etmek zorunda olacaktır ve önceden öngördüğünden
daha büyük giderler yapmış olsa bile alacağını
arttırılmasını talep etme imkanı bulunmamaktadır.
11.4. Yapı Ruhsatı
(İnşaat İzni)
Ruhsatlı
binalar için ruhsat ve eklerine uygun olarak tamamlandığını
belirten, ruhsat bilgilerini, inşaatın bitim tarihini, tapu kaydını,
adresini, bağımsız bölümlerin cinslerini, numaralarını,
arsa paylarını, metrekarelerini, sınıflarını, mal sahiplerini
gösteren ve Belediyenin İmar Müdürlüğü Yapı
Kullanma İzni birimince düzenlenen bir belge olan iskan
ruhsatını almak Türkiye’de zorunludur. Bu raporu il
belediyeleri değil ilçe belediyeleri vermektedir.
İskan
raporu almak için inşaat sahibi, müteahhidi veya
yetkilisi bir dilekçe ile İlçe Belediyesine
başvurmalıdır. Başvuruyu alan Yapı Kullanma İzni biriminin teknik
elemanları binanın ruhsat ve eklerine uygun olarak yapılıp
yapılmadığını yerinde kontrol ederek saptar. Binanın herhangi bir
teknik eksikliği yoksa mal sahibi veya müteahhidinden yapıyla
ilgili olarak Su elektrik ve telefon işlerine bakan kurumlardan Sivil
Savunma Müdürlüğü, İtfaiye Müdürlüğü
gibi kuruluşlardan su, elektrik, telefon, sığınak, yangın, asansör
tesisatları ile ilgili teknik raporlarla, yapının teknik
sorumlusundan yapının kontrolü altında ruhsat ve eki projesine
uygun olarak yapıldığına dair noter onaylı taahhütnameyi Yapı
Kullanma İzni Amirliğine vermesi istenir. Teknik raporlarla
taahhütname verildikten sonra yapı için Genel İskan
Raporu düzenlenir.
Teoride
böyle olsa da Türkiye iskan izni problemli bir haldedir.
şehrin bir çok yerinde hatta bazen ortasında bile halen iskan
izni olmayan binalar bulunmaktadır. Hatta bunlar konut, alışveriş
merkezi, sanayi kuruluşu hatta bazen kamu binası olarak hizmet
vermeyi sürdürmektedir. Özellikle 1999 yılındaki
Körfez Depreminden sonra iskan iznine sahip olmayan ve yeterli
şartlara sahip olmayan binalar üzerinde baskı oluşturulmaya
çalışılsa da bu konuda yeterli bir noktaya varılamamıştır.
Özellikle zorunlu deprem sigortası için iskan iznine
gerek olmadığı konusu iskan izinleri konusunda yapılan uğraşları
sekteye uğratmıştır. Ayrıca ülkemizde birçok sayıda iskan
izni olmasına ve plana uygun inşa edilmesine rağmen iskan ruhsatı
alınmamış binalar da bulunmaktadır.
DİE
verilerine göre İstanbul’da 3 milyon 393 bin 77, Ankara’da
1 milyon 128 bin 625, İzmir’de 1 milyon 140 bin 731 adet olmak
üzere, sadece üç ilimizde 5 milyon 662 bin 433 adet
bağımsız bölüm bulunmaktadır. Yine DİE verilerine göre
bu bağımsız bölümlerin yüzde 67 ’sinin yapı
kullanım izninin bulunmadığı, dolayısıyla kaçak yapı
statüsünde olduğu bilinmektedir. Buna göre üç
ilimizdeki kaçak yapı adedi 3 milyon 793 bin 830’ dur.
Yapılmak istenen imar afları ile Türkiye’deki kaçak
yapıları azaltmak ve bu sayede de fazladan gelir getirmek amacı
güdülmektedir.
Yapı
ruhsatı, yerleşim alanları içerisinde ruhsata tâbi olan
herhangi bir yapının inşaatına başlanabilmesi için
belediyelerce, yerleşim alanları dışında valiliklerce (Bayındırlık ve
İskan Müdürlükleri) verilen izindir. 3194 sayılı İmar
Kanunu kapsamına giren bütün yapılar için bazı
istisnalar hariç yapı ruhsatı alınması zorunludur. İnşaatın
ilk aşaması olan hafriyat işlemine dahi ruhsat alınmaksızın
başlanamaz.
Yapı
izni alınmadan önce, Tapu ve Kadastro Müdürlüklerine
ve ilgili belediyelere başvurularak kanal bağlantısının hangi nokta
ve kotlarda yapılabileceğini gösteren bir belgenin alınması
gereklidir.
Ayrıca
ilgili idarece imar plânı yapımına veri teşkil eden jeolojik
veya jeoteknik etüt raporunun da alınması gerekir.
Yapı
ruhsatı almak için belediyelere veya valiliklere verilecek
belgeler dilekçe, taahhütname, tapu senedi, vekaletname
ve muvafakatnameler, mimari proje, statik proje, elektrik ve mekanik
projeleri, çevre ve peyzaj projeleri, yol ve altyapı katılım
payı ödeme belgeleri, teknik kontrol için diğer
belgelerdir.
Bunları
açıklamak gerekirse, dilekçe için herhangi bir
şekil yoktur. Dilekçe, inşaatın yapılacağı yerin sınırları
içinde kaldığı belediyeye hitaben yazılmış, tapuda belirtilen
arsa üzerinde, projede belirtilen özelliklerdeki binanın
inşaatına izin verilmesi yönündeki talep yazısıdır. Bunun
yanında, jeolojik raporun da bulunması gerekmektedir.
Taahhütname,
inşaatın genel fenni sorumlusunun, fenni mesuliyetini üstlendiği
inşaatla ilgili olarak, aşağıdaki hususları yerine getireceğini
taahhüt ettiği belgedir. Tapu kayıt örneği, inşaatın
yapılacağı arsanın, inşaatı yaptıracak kişi/kişiler veya kuruluşa ait
olduğunu gösteren ilgili tapu dairesinden alınmış tapu veya tapu
yerine geçen belgelerdir.
Vekaletname
veya muvafakatname, üzerine inşaat yapılacak arsanın birden
fazla kişiye ait olması yani hisseli olması durumunda, inşaat
işlerini yürütme konusunda kendisine yetki verilen kişiyi
gösterir noter tasdikli belge ile sahibi oldukları arsa üzerinde
inşaat yapılmasına rızaları olduğunu gösterir noter tasdikli
belgelerdir.
Mimari
proje, binanın bölümlerini ve ölçülerini
gösteren ve vaziyet plânı, bodrum katı, normal katlar ve
çatı katı ile bunlara ait en az iki kesit ve yeteri kadar
görünüşten oluşan, mimar tarafından çizilmiş
projelerdir.
Statik
projeleri, çelik-karkas binalarda, çelik yapı hesapları
ile 1/10, 1/20 ve 1/100 ölçekli plânlar,
betonarme-karkas binalarda betonarme hesabı ile 1/10, 1/20 ve 1/100
ölçekli plânlar, asma çatılı binalarda ise
çatı hesabı ile gerekli ölçekteki plândan
oluşan teknik belgelerdir. Yapı ruhsatı için müracaat
sırasında, yapılacak bina türüne göre, “Afet
Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Hakkında Yönetmelik”
hükümlerine göre inşaat mühendisi tarafından
hazırlanmış raporlarda Belediyeye sunulmalıdır.
Tesisat
projeleri, yapılacak binanın elektrik, ısıtma, havalandırma, klima,
doğalgaz ve sıhhî tesisatı ile ilgili teknik özellikleri,
gerekli hesaplamaları ve bina içerisindeki yerlerini ve
gerekli bağlantı hatlarını gösteren projelerinden oluşan teknik
belgelerdir.
Yol
ve altyapı katılım payları ödeme belgeleri inşaat izni alabilmek
için, ilgili belediye fen işleri müdürlüğüne
yatırılan yol katılım payı ile kanalizasyon vb. gibi gerekli alt yapı
katılım harçlarının ödendiğine dair belgelerdir.
Teknik
kontrol için istenen belgeler, ilgili belediye tarafından
öngörülmesi halinde istenen aplikasyon zaptı, bağımsız
bölüm listesi bitişik parseldeki binaların resmi veya
krokisi ile çatı plânı gibi diğer teknik belgelerdir.
11.5. Kullanıma Açma
Türkiye’de
inşaatı tamamlanan bir binanın ticari veya konut kullanımına girmesi
hukuken inşaat,imar ve iskan izinlerinin alınmasından sonra
mümkündür. Fakat maalasef uygulama çok farklı
olup ülkemizde birçok bina hala gerekli izinler
olmaksızın kullanılmaktadır.
« GERİ
|